İzninizle Baştan Başlıyorum

Temiz bir sayfaya bakıp da yazı yazmaya başlamak çok zor geliyor. Bir şeyler anlatasım var ama önümde bembeyaz bir sayfa görmek beni pek motive etmiyor. Bu aralar günlük hayatta da içinde bulunduğum anda derdim neyse onu belirterek konuşmaya başlıyorum. Aynı taktiği bu metni yazmaya başlamak için de kullandım, belki fark etmişsinizdir. Şimdi bu giriş cümlelerimi etraflıca açıklayayım isterim çünkü büyük oranda anlaşılmak en büyük arzularımdan biri. İzninizle baştan başlıyorum…

Bu aralar zihnim oldukça dolu. Sürekli bir şeylere dertleniyorum, sürekli bir şeyler hayal ediyorum. Kafamın içinde pek çok tartışma dönüyor. Bir şey düşünüyorum, sonra kendi düşündüğüm bu şeye karşı çıkıyorum, sonra karşı çıkışıma karşı çıkıyorum, sonra bir daha… Bir şeyleri yoğurmak için klasik bir hareket yaparız ya hani, mesela mercimek köftesini karıştırırken şöyle elimizi alta sokup alttakileri üste çıkarırız ve ezeriz. Sonra aynı hareketi çok kez tekrarlarız ve köfteyi yoğurmuş oluruz. Aynı bunun gibi, her birini bir öncekine karşı çıkarak ürettiğim düşüncelere birer birer karşı çıktıkça fikirlerim yoğurulmuş oluyor. Düşüncelerim son haline geldikçe daha sağlam bir yapı kazanıyor. Etraflıca düşünmüş olmaya daha da yaklaşıyorum. Kafamın içinde tüm bu mercimek köftesi dağları elle sıkılıp ya da tabaklara bölünüp sunulmayı ve işe yaramayı bekliyor işte. Kafamın içinde kaldıkları müddetçe bu son halini almıyor bence. O yüzden yazmaya çalışmak istiyorum. Yazdıkça kafamın içinde yoğurup hazır hale getirdiğim fikirleri tekrar tekrar yepyeni bir medyum için yorumlayıp yoğurmaya devam ediyorum. Bu fikirlerin yazıldıktan sonra bir de dillendirilme aşaması var tabii ki. Yoğurmaya devam… Şimdi böyle düşününce mercimek köftesi yoğurma benzetmesiyle bunu anlatmak giderek anlamsızlaştı, nitekim mercimek köftesini ne kadar yoğurursan o kadar lezzetli ve doğru kıvamda olur diye bir şey yok. Ama fikirlerimizin oluşmasını bir yemek tarifi olarak betimlersek, konuyla uzaktan yakından alakalı her türlü mesele o yemeğin tarifinin içine katılabilir. Ve ne kadar yoğurursak o kadar farklı görüşü enine boyuna güzelce düşünmüş oluruz. Neyse düşüncelerin gelişmesine dair bu kadar metafor yeterli. Bir daha başa dönüp sade bir şekilde ne demek istediğimi anlatmak isterim. O yüzden izninizle yeniden baştan başlıyorum.

Kafamda deli düşünceler… Onları kağıda dökeyim istiyorum ki biraz şekillensin. Hem de zihnimi boşaltmış olayım. Böylece yeni şeyler düşünmek için yer açılsın. Zihnimin bir kapasitesi olduğu kanaatindeyim. Yoksa bile zihnimde yer alan şeylere harcayabileceğim sınırlı bir enerjimin olduğu ve o enerjinin zihnimdeki her şeye yetemeyeceği kanaatindeyim. Bu nedenle zihnimi biraz boşaltmak istiyorum. Zihnimdekileri kağıda dökmek onların biraz daha şekillenmesine büyük bir katkı sağlıyor. Demem o ki bu kağıda dökme sürecinin başlaması hem zahmetli hem de benim gibi ortalamanın biraz üstünde sıklıkta yazan biri için uzun zaman alıyor. Yanlış anlamayın tabii, pek fazla sıklıkta yazmıyorum bence. Ortalamanın çok düşük olduğunu varsayıyorum ve elimde hiçbir sağlıklı dayanak yok. Ortalamanın düşük olduğunu düşündüğüm için de kendimi ortalama üstü tanımlamakta sıkıntı görmüyorum. Ve bunun bir sorun olduğu kanaatindeyim. Asılsız bir söylem ürettim aslında. Ve doğruluğu üzerinde pek de kafa yormadan anlatmak istediğim şeye odaklı yazmaya devam ediyorum. Bu şekilde olmamalı. O yüzden izninizle bir kez daha baştan başlıyorum.

Bu aralar kafam dolu. Bir ton düşünce içerde dönüp dolaşıyor. Bu da bana gün içinde hız kaybettiriyor çünkü karar alıp da iş yapmaya başlayamıyorum. Sanki yapmam gereken şeylere harcamam gereken enerjiyi alakasız başka şeylere harcayarak tüketiyorum. Sonra da boşlukta sürükleniyorum. O yüzden zihnimdekileri biraz boşaltıp yapmam gereken şeylere yer açmak istiyorum. Zihnimi boşaltmak için zihnimdekileri kağıda dökmeyi tercih ediyorum. Ama önümde boş bir sayfa görünce yazı yazmaya başlamak eziyet gibi geliyor. Bu eziyet gibi gelen duyguyu aşıp yazmaya başlamak için “boş bir sayfaya yazı yazmaya başlamanın bana eziyet gibi geldiğini” söylüyorum. Çünkü bir işe bir yerden başlarsanız devamını getirmek konusunda motivasyon kazanırsınız. İlk hareket ettirici olarak “boş bir sayfaya yazı yazmanın zor geldiğini” kullandım. “İlk hareket ettirici ne demek?” Diyorsunuz gibi hissediyorum. Hep böyle hissediyorum işte. Her cümlemde “Acaba insanlar bunu tam olarak anlar mı?” diye düşünüyorum. Şimdi biraz geri gideceğim izninizle. Bir işe başlayınca devamı gelir diye inanıyorum. Hiçbir şey yapmamış değilsinizdir. Artık elinizde ilerletebileceğiniz bir şey vardır. Dolayısıyla o ilk adımı atmak önemlidir. Bir dinamo gibi düşünün. Normalde öylece hareketsiz durur dinamo. Biri gelip de azıcık hareket ettirince kazandığı enerjiyi kendi için kullanarak dönmeye başlar ve evrenin esrarengiz yasalarının veya kuralsızlığının imkan verdiği ölçüde durmaksızın döner. Yani siz parmağınızla tık diye çevirirseniz dinamo dönmeye başlar. İşte bir işe başlamak da dinamoya bu ilk hareketi kazandırmak gibidir. İlk hareket ettirici sizin parmağınızdır. Bu eylem işin ilk adımıdır. Ben burada yazı yazma işinin ilk hareket ettiricisi olarak “yazı yazmanın ne kadar zor geldiğinden” bahsetmeyi kullandım. Yine giderek karıştığını düşünüyorum. Belki de sadece ben abartıyorumdur kim bilir? Yine de izninizle baştan başlıyorum.

Bu ara zihnim pek çok şeyle meşgul. Tüm bu düşüncelerden biraz arınmak ve yapmam gerekenleri düşünmek için yer açmak adına düşündüğüm bazı şeyleri yazıya dökmek istedim. Ama yazmaya başlamak zor geldi. Ben de yazıma “yazmaya başlamak zor geliyor” diyerek başladım. Son bir iki yıldır gün içinde karşılaştığım ve sıkıştığım, rahat hissetmediğim pek çok durumda da bunu yapıyorum. Mesela “Şu an bu olay beni çok üzdü. Lütfen başka zaman konuşalım.” diyorum. Canımı sıkan, harekete geçmemi engelleyen şeyi açıkça belirtip yolumu açmaya çalışıyorum ki işlerimi yapmaya devam edebileyim. Çünkü o anda net bir şekilde dile getirmediğim sıkıntılarımı çözemem. Öncelikle sorunun belli olması gerekiyor. Sorunu ne kadar hızlı belirler ve dillendirirsem, onu çözmeye o kadar hızlı başlarım ve işlerimi yapmak için gereken enerji ve zamanı korumuş olurum. Ama işe neden başlayamadığımı sadece dert edinip dillendirmezsem o aşamada takılı kalırım. Yemek yapmanız gerekiyor ve ama siz yerinizden kalkmıyorsanız, sizi oturduğunuz yere bağlayan şeyleri alelacele tespit edip çözüme ilerlemelisiniz. Yoksa bir ömür hiç de zorlanmadan oturursunuz. Bazılarınız fark etmiştir, buraya kadar dediklerimin çoğu yine bu zamana kadarki gördüklerimi ve görenlerden duyduklarımı derlediğim cümleler. Sağlıklı bir dayanağım olduğunu iddia edemem. İyisi mi baştan başlayayım ben.

Bu ara kafam çok dağınık. Biraz toparlamam lazım. O yüzden yazmak istedim. Yazmaya başlamak zor gelince de “yazmaya başlamak zor geliyor” diyerek başladım. Gerisi de geldi gördüğünüz gibi. Bir işe başlamanın önündeki engeli o işe başlamanın ilk adımı olarak kullanabilirsiniz. Bunu günlük hayatta da sıkça uyguluyorum ve verim alıyorum. Sağlıklı bir iletişim kurmama yardımcı olduğunu da düşünüyorum. Şimdi izninizle çalışmam gereken 6 tane final var. Bir yerden başlayayım. İyi günler diliyorum. Sizler de sorunu belirleyin, sorunu çözmek için adım atın ve yapacağınız işe bir an önce başlayın. Yoksa böyle daha çok otururuz. Aman diyeyim…

Sanatçı, Bilgisayar Mühendisi

Sanatçı, Bilgisayar Mühendisi